“Gerekirse bir er gibi cepheye katılmaya karar vermiştim”
“Gerekirse bir er gibi cepheye katılmaya karar vermiştim”

1914 yılı Kasım ayında Mustafa Kemal, Başkomutanlık Vekaleti’ne müracaat ederek cephede aktif bir göreve getirilmek istediğini bildirmiş ancak kendisine “Sizi Sofya Ateşemiliterliğinizi daha önemli bir görev olarak görüyoruz” cevabı almıştır.
55091b3e32a0ad6d45368671
Bu sefer Aralık ayında Sofya’dan Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya bir mektup yazarak cephede aktif görev alma isteğini tekrar etmiştir: “Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha mühim ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ateşemiliterlik yapamam! Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise, lütfen açık söyleyiniz.”

Mustafa Kemal Falih Rıfkı Atay’a daha sonra o günlerdeki ruh halini şöyle anlatacaktır: “O günlerde neler çektiğimi anlatamam. Gerekirse bir er gibi herhangi bir cepheye katılmaya karar vermiştim. Onun için Sofya’daki evimin eşyalarını, Fethi Beyi arkadaşımla anlaşarak elçiliğe taşıttım. Hemen hareket edebilmek üzere küçük bir bavul hazırladım. Artık evi de bırakmak üzere iken, ‘İsmail Hakkı’ imzalı bir telgraf aldım. İmzanın üstünde, ‘Harbiye Nazır Vekili’ yazılı idi. ‘On dokuzuncu Tümen Komutanlığı’na tayin buyruldunuz. Hemen İstanbul’a hareket ediniz’ Ben bu telgrafı aldığım vakit Başkumandan Vekili Enver Paşa, Sarıkamış Savaşı’nı yapıyordu…”
Varolmayan Tümen
Varolmayan Tümen

20 Ocak 1915 tarihinde Mustafa Kemal Esat Paşa komutasındaki 3. Kolordu’ya bağlı Tekirdağ’da kurulacak 19 Tümen Komutanlığı’na atandı. O günler şöyle anlatacaktı:
55091e4361cde1ef1cafa1b5
“Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk. Enver, biraz zayıflamış, rengi solmuş bir halde idi. Söze ben başladım: ‘Biraz yoruldun’ dedim. ‘Yok, o kadar değil’ dedi. ‘Ne oldu?’ ‘Çarpıştık, o kadar!’, ‘Şimdiki durum nedir’, ‘Çok iyidir!’ dedi. Kendisini üzmek istemedim. Konuşmayı görevim üzerine çevirdim. ‘Teşekkür ederim, beni numarası on dokuzuncu olan tümene kumandan tayin etmişsiniz. Bu tümen nerededir?’ ‘Ha, evet… Belki bunun için Erkan-ı Harbiye ile görüşseniz ile görüşseniz daha iyi bilgi edinirsiniz’. Enver’i çok yorgun ve kafası işlerinde görüyordum. Sözü uzatmadım. ‘Peki o halde fazla rahatsız etmeyeyim’ dedim. Başkumandanlık Erkan-ı Harbiye’sine gittim. Gerekenlere kendimi şöyle tanıtıyordum: ‘On dokuzuncu Tümen Kumandanı Mustafa Kemal…’ Hepsi şaşıyordu! Böyle bir tümenin var olduğundan haberi olana rastlamadım. Sonunda bir akıllı dedi ki: ‘Belki böyle bir tümen Liman von Sanders’in ordusunda bulunmaktadır. Bir defa onu görseniz…’ Von Sanders’in kurmay başkanı Kazım Bey’in bürosuna giderek durumu anlattım. Kazım Bey: ‘Bizim dislokasyonumuzda böyle bir tümen yoktur. Fakat olabilir ki, Gelibolu’da üçüncü kolordu yapmakta olduğunu bildiğimiz bazı yeni teşkilat arasında yeni bir tümen kurmayı tasarlamıştır. Bir defa oraya kadar gitseniz. Kazım Bey, ‘Bununla berber hareketimizden önce sizi kumandan paşaya tanıtayım’ dedi.”

Mustafa Kemal’in Limon Von Sanders ile ilk görüşmesi pek iyi geçmez. Ancak artık Tümen Komutanı olarak görev başındadır. 2 Şubat 1915 tarihinde Mustafa Kemal Tekirdağ’a geçer, 19. Tümen’i kurma çalışmalarıan başlar. 25 Şubat 1915 tarihinde 19. Tümen ve Maydos (Eceabat) Bölge Komutanlığı’na getirilir. 23 Mart 1915 tarihinde Maydos Bölge Komutanlığı genişletilerek “Müstahkem Mevki Rumeli Bölgesi Komutanlığı” adını alır, komutanlığına da Albay Halil Sami bey getirilir. Atatürk’ün komuta ettiği 19. Tümen ise 3. Kolordu Komutanlığı emrine verilir.
25 Nisan 1915, “Kazandığımız An”
25 Nisan 1915, “Kazandığımız An”
5509144c474d22cc29bea801
19 Şubat 1915 ile 18 Mart 1915 tarihi deniz muharebeleri ile geçti. 18 Mart tarihinde İttifak Kuvvetleri son derece kapsamlı ve güçlü bir saldırı gerçekleştirmiş olsa da somut bir kazanç elde edemedi. Deniz muharebesinin kilitlenmesi ve müttefik kuvvetlerin verdiği kayıplar, İttifak Kuvvetlerini keskin bir kara harekatı yapmaya zorladı. 25 Nisan 1915 günü İngiliz, Fransız ve Anzak birliklerinden oluşan işgal kuvvetleri Seddülbahir, Kumkale ve Arıburnu bölgelerinden çıkarma yapmaya başladılar. Seddülbahir’de kıyı topçusunun başarısı ve karşı taarruz ile durdurulan işgal kuvvetleri, Kumkale’de atıl kalmış, Arıburnu ise tam manasıyla cehennemi yaşamıştır.

Çıkarma başladığında Yarbay Mustafa Kemal Çanakkale Bigalı köyü doğusundaki Değirmenlik Mevkii’nde bulunan karargahındaydı. Çıkarmayı haber aldığı anda durum değerlendirmesi yaptıktan sonra Gelibolu’daki 3. Kolordu Komutanlığı’na düşmanın konumunu ve aldığı inisiyatifi bildiren bir rapor göndermiştir. 57’inci Alayı alarak yolsuz, sarp ve derin derelerle kesilen arazide intikal etmiş, saat 09.40’ta Kocaçimen mevkisine varmıştır. Burada 57. Alay dinlenmeye bırakılmış, Atatürk kendisi Conkbayırı’na geçmiştir. Orada cephaneleri bittiği için çekilen ve düşmanca kovalanan bir gözetleme bölüğüne rastladı. Devamını Mustafa Kemal anlatıyor:

“- Nerede düşman?

– İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten de düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, serbestçe ilerliyordu.

Düşman bana askerlerimden daha yakın. Düşman bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek kötü duruma düşecek. O zaman, bir mantıkla mıdır, yoksa bir içgüdü ile mi, bilmiyorum, kaçan erlere:

– Düşmandan kaçılmaz dedim.

– Cephanemiz kalmadı, dediler.

– Cephanemiz yoksa süngümüz var, dedim. Ve bağırarak,

– Süngü tak, dedim. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerleyen piyade alayı ile Cebel Bataryası’nın erlerini marş marşla benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayını geriye saldım. Erler yatınca, düşman da yere yattı. Kazandığımız an, bu andır.”
“Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum”
“Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum”

Tarihte bazı kritik anlar vardır bir muharebenin kaderini, o muharebe de savaşın kaderini tümden değiştirir. Mustafa Kemal’in emriyle kaçmakta olan Türk askerleri mevzi alınca karşı taraf da mevzi alarak duraklar. O duraklama sayesinde 57. Alay Öncü Bölüğü Conkbayırı’na yerleşir. Artık savaşın seyri değişmiştir. Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay’a şu emri verir :

“ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”

25 Nisan 1915 günü, Karaya çıkan Anzaklar sekiz taburdan fazladır Hemen süngü taktırarak düşmana saldırı emri veren Atatürk kendisi Conkbayırı’ndan hareketi yönetmiş; sağdaki ve soldaki birliklerle bağlantı kurmaya çalışmıştır. Atatürk anılarında Conkbayırı’ndaki o mücadeleyi “Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.” sözleriyle anlatmıştır. Conkbayırı sırtlarında yaşanan boğaz boğaza çatışma sonunda 57. Alay’ın neredeyse tamamı şehit olmuş, ama düşman çıkarması da sonuçsuz kalmıştır. Vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-Kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir.

Çanakkale Savaşı uzmanı İsmet Görgülü, “On yıllık Harbin Kadrosu” adlı eserinde, Atatürk’ün 25 Nisan 1915 savaşlarındaki başarısını şöyle anlatmıştır: “Saat 09:30’da Ordu yedeği olan 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, inisiyatifini kullanarak Kocaçimen bölgesine getirdiği 57. Alay ile, düşmanın kuzey yanından taarruz etti. Düşman ilerlemesi durduruldu. Yarbay Mustafa Kemal, düşmana taarruz etmek için Ordu Komutanından gerekli izni almayı bekleseydi, düşman muharebenin ilk saatlerinde, bölgenin en hakim tepeleri olan Conkbayırı ve Kocaçimen’i ele geçirecek ve Boğaz yolunu açmış olacak, Seddülbahir’i de savunan Türk kuvvetlerini de kuzeyden kuşatmış olacaktı. Aynı zamanda düşmanın çıkarma yaptığı Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerine, muharebenin ilk gününde müdahale edebilecek mesafede Türk birliği bulunmadığından (M. Kemal’in tümeni hariç) Mustafa Kemal’in bu tarihi müdahalesi olmasaydı Çanakkale Muharebeleri, 25 Nisan günü kaybedilebilirdi.”
26 Nisan, “En kritik gün”
26 Nisan, “En kritik gün”

İttifak Kuvvetleri saldırılarına 26 Nisan günü de devam etmişlerdir. Ortada ciddi bir sorun vardır. Arıburnu bölgesindeki Türk kuvvetleri İngilizlerden sayıca azdır, takviye imkanları düşüktür, askerler yorgun, aç ve uykusuzdur. Muharebenin bütün dehşeti askerlerin üstündedir. Atatürk bu şartlar altında mücadele ederken daha sonra o günleri şöyle tanımlayacaktır “Diyebilirim ki benim için en kritik durum 26 Nisan günü idi.” Buna rağmen üstün bir başarı sergiler. 26 Nisan tarihinde Conkbayır’na yapılan taarruzu Atatürk, daha sonra Kemalyeri diye adlandırılacak yerden yönetir, Kanlısırt-Kırmızısırt hattında düşmana ağır kayıplar verdirerek, düşmanı kıyıya çekilmeye zorlar .Müttefik güçlerin 26 Nisan sabahı yaptıkları saldırıda 57. Alay’ın geri kalan askerleri de ya “şehit” ya da “sağır” olmuşlardı. 19. Tümen Komutanı Atatürk, 26 Nisan akşamı verdiği emirde, “Bütün birliklerin bulundukları kıtaları tahkim etmelerini, muharebe hazırlıklarını tamamlamalarını, Kocadere köyünden tümen cephane dağıtım yerinden gerekli ikmalin erkenden yapılmasını, erlerin sıcak ve kuvvetli yemekle doyurulmasını…” talep eder.

Başarılarından dolayı 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa, 27 Nisan 1915’te, Atatürk’e, bir kutlama telgrafı çekmiştir: “Başarınızı kutlarım. Raporlarınızı Başkomutanlık Vekaleti Yüksek Makamına arz ediyorum… Emrinize verilen 33. Alay’la birlikte düşmanı denize dökünüz. Donanmamız bizi ateşle destekleyecektir. Tanrı’nın yardımı bizimledir.”

Esat Paşa, 30 Nisan 1915’te bir kere daha Atatürk’e kutlama telgrafı çekmiştir: “Geceli gündüzlü devam eden harbi, başarı ile yöneterek her an bir başka surette belirmekte olan fedakar hizmetlerinizin devamını bekler, sizi yürekten kutlarım.”

Mustafa Kemal 30 Nisan 1915’te Gümüş İmtiyaz Madalyasına layik görülür bunu Altın ve Gümüş Liyakat Madalyaları izler.
16 Mayıs 1915, “Siperler arasındaki mesafe 8 – 10 metre. Ölüm muhakkak”

1 Mayıs 1915’te, Atatürk’ün komutasındaki 19. Tümen, Arıburnu cephesinde düşmana taarruz etmiş, istenen sonuç alınamayınca, Atatürk, 2 Mayıs’ta taarruzu durdurmuştur. Atatürk, muharebe sonunda, yayınladığı emirde: “Bizimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesinlikle bilmelidirler ki bize verilen namus görevini tam olarak yerine getirmek için bir adım geri gitmek yoktur. Düşmanı denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphem yoktur.” demiştir.”

Ancak iki tarafın askerleri de hayatları boyunca karşılaşmadıkları bir dehşetin içindedir. Türk askerlerinin kumanyası azdır, İngiliz askerleri sıcaktan bunalmaktadır, kan kokusu cepheyi sarmaktadır. Her yerde ölüm vardır. 9 Mayıs 1915’te Arıburnu cephesinin sağ yanından taarruza geçen düşman, Atatürk’ün 19. Tümeni’ne bağlı birliklerce durdurulur ve geri püskürtülür, 10 Mayıs’ta Atatürk’ün Arıburnu muharebelerini yönettiği tepeye, 3. Kolordu Komutanlığı’nın günlük emriyle- “Kemalyeri” adı verilir, 11 Mayıs 1915’te Başkomutan Vekili Enver Paşa, öğleden sonra 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla birlikte Kemalyeri’ndeki Arıburnu karargahına gelerek cephe hakkında Atatürk’le görüşür. 14 Mayıs 1915’te İngilizler Bombasırtı’nı ele geçirmek için saldırır. O günü Atatürk şöyle anlatıyor:

“Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Yalnız size, Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz, on metre, yani ölüm muhakkak… Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına düşüyor, ikinci siperdekiler onların yerine geliyor, fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz?.. Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini de biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok… Okuma bilenler Kuran’ı Kerim okuyor ve Cennet’e gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

österdiği başarılardan dolayı Atatürk’e, Alman İmparatoru tarafından “Demir Haç” nişanı tevdi edilir. 30 Mayıs 1915’te, Çanakkale Ağıldere’de İngilizlerle şiddetli çarpışmalar yaşanmış, Atatürk’ün komuta ettiği ordular Ağıldere muharebesini kazanır. 1 Haziran 1915’te Atatürk albaylığa yükselir. Bu nedenle Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa, Atatürk’e “tebrik telgrafı” çeker: “Yeni rütbenizi tebrik ederim. Bu terfi, görmekte olduğunuzu büyük ve fedakarane hizmetlerinize karşılık bir mükafat değil, ancak memlekete daha mühim ve ordumuza daha kıymetli hizmetler görebilecek mevkilere erişmek için geçilmesi gereken bir basamaktır.”
“Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz”
“Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz”

4 – 5 Haziran 1915’te İngilizlerin gece Arıburnu cephesindeki siperlere saldırmaları üzerine başlayan mücadeleyi, sabaha karşı Düztepe’deki karargahından Tümen cephesine gelen Atatürk yönetir. 19.Tümen birlikleri, işgal edilen siperleri düşmandan geri alır. 29 Haziran 1915’te, Başkomutan Vekili Enver Paşa, Şehzade Ömer Faruk Efendi ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Cahit Yalçın, Gelibolu’da 5. Ordu Karargahı’nı ve Kemalyeri’ni ziyaret eder. Daha sonra da Düztepe’de 19. Tümen Karargahı’nda Atatürk ile buluşur. 16 Temmuz 1915’te gazeteci, yazar ve şairlerden oluşan bir heyet Gelibolu’ya gelerek 5. Ordu ve 3. Kolordu karargahlarını gezer. Heyet, Cesarettepesi’ne giden yolun düşman kontrolünde olmasından dolayı Atatürk’ü ziyaret edemez, fakat telefonla konuşarak başarılar diler. 20 Temmuz 1915 tarihinde Mustafa Kemal arkadaşı Madame Corinne’e yazdığı mektupta şu ifadelere yer verir:

“Burada hayat o kadar sakin değil. Gece gündüz, her gün çeşitli toplardan atılan şarapneller ve diğer mermiler başlarımızın üstünde patlamaktan hal kalmıyor. Kurşunlar vızıldıyor ve bomba gürültüleri toplarınkine karışıyor. Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz.

Çok şükür, askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidir. Bundan başka hususi inançları çok defa onları ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini kolaylaştırıyor. Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün. Ya gazi ya da şehit olmak. Bu sonuncusu nedir bilir misiniz? Dosdoğru cennete gitmek.”
“Milleti çok büyük tehlike karşısında bırakıyorlar”
“Milleti çok büyük tehlike karşısında bırakıyorlar”

Mustafa Kemal, Envar Paşa, Limon Von Sanders ve Kolordu Komutanı Esat Paşa ile görüş ayrılığı içindedir. Haziran ayında bir çok defalar düşman kuvvetlerinin Arıburnu’nun kuzeyinden çıkartma yapacakalrını ifade etmiş, buraya yönelik alınmasını önerdiği önlemleri de bildirmiştir. Bu önerileri dikkate alınmaz. Arıburnu cephesinin bir komuta altında, Arıburnu ile Anafartalar arasının başka bir komuta altında ve Kabatepe bölgesinin de bir başka komuta altında yeniden organize edilmesini istemesine rağmen bu bölgeye ancak bir tabur yollanır. Hatta Kuzey Grubu Komutanı ile Kurmay Başkanı Mustafa Kemal’in Düztepe’deki komuta yerine gelerek arazi üzerinde konuyu tartışmış, “kendisini bu saplantıdan kurtarmaya” gayret etmiştir. Esat Paşa ise Mustafa Kemal ile yaptığı bir sohbette “Düşman nereden gelecek” diye doğrudan sormuş, Mustafa Kemal mevkiyi gösterince de gülerek “Merak etme beyefendi gelemez” diye karşılık vermiştir.

İttifak Kuvvetleri Komutanı Hamilton belli ki aynı fikirde değildir. Tam da Atatürk’ün tahmin ettiği bölgeden bir saldırı planlamaktadır. 6 Ağustos 1915 tarihinde Yeni Zelandalılar Sazlıdere ile Ağıldere arasından Conkbayırı’na doğru ilerlemeye başlarlar. Mustafa Kemal durumu şöyle değerlendirir:

“6 Ağustos’tan itibaren düşman taarruzları, iki ay önce sorumluluk sahiplerine boşu boşuna açıklamaya çalıştığım şekilde gelişmeye başladığı zaman onların neler hissettiğini bilmeyi çok isterdim. Olaylar, onların kendilerini bekleyen şeylere karşı zihnen hazırlıksız olmak suretiyle, milleti çok büyük tehlikelerle karşı karşıya bıraktığını göstermiştir.”
“Az gelir!”
“Az gelir!”

6-8 Ağustos 1915’te İngilizlerin Arıburnu cephesine ve Conkbayırı’na saldırmaları üzerine çok kanlı çarpışmalar olur. Atatürk, 7 Ağustos 1915’te saat 05:05’te, Kuzey Gurubu Komutanlığı’na yazdığı raporda: “Düşman gece yarısından başlayarak topçusuyla şiddetli ateş altına aldığı 18. ve 27. Alay cephelerine, saat 04:30’da hücum etmişse de Tanrı’nın yardımıyla ağır kayıplar verdirilerek hücum sonuçsuz bırakılmıştır” demektedir.

8 Ağustos 1915’te, Conkbayırı İngilizlerin eline geçer. 8 Ağustos sabahı saat 04:00’te solda bulunan Avustralya piyadesi Azmakdere’den Abdurrahmanbayırı’na doğru sağa çark ederek Kocaçimentepesi’ne saldırır. Saldırı sırasında 14. 64 ve 25. Türk Alaylarının askerleri birbirine karışır, 9. Tümen Komutanı yaralanır ve 16. Kolordu Komutanı da cepheye gelip düzenleme yapmaz. Bu karışıklık içinde Atatürk, emrindeki 10. Alayı Conkbayırı’na koşturur. Bu sırada telefonla orduların içinde bulunduğu karışıklığı Kuzey Grubu Komutanlığı’na bildirmiştir. Conkbayırı’ndaki durum o kadar kritik bir hal alır ki Fahrettin Altay Paşa derhal Esat Paşa’yı arayarak Conkbayırı bölgesine kudretli bir komutanın atanması gerektiğini, bu kişinin de Mustafa Kemal olduğunu ifade eder.

Atatürk, saat 19:00’da Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa’ya, Conkbayırı bölgesindeki kritik durumu anlatarak 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders’i ikaz etmesini ister. Conkbayırı’ndaki durumun iyice kötüleşmesi üzerine, Mustafa Kemal doğrudan Liman Von Sanders ile görüşür. Görüşme şöyle cereyan eder:

“-Vaziyeti nasıl görüyorsunuz, nasıl bir önlem düşünüyorsunuz?”

-“Vaziyeti nasıl gördüğünüzü çoktan size ulaştırmıştım. Önleme gelince; bu dakikaya kadar çok uygun tedbirler vardı. Fakat bu dakikada sonra bir tek tedbir kalmıştır.”

Liman von Sanders Paşa sorar:

-“O tedbir nedir?

-“Bütün kumanda ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz. Tedbir budur.”

-“Çok gelmez mi?”

Mustafa Kemal’in cevabı kesindir.

“Az gelir!”

Telefon kapanır.”

Atatürk gece saat 21:45’te Mareşal Liman von Sanders’in emriyle Anafartalar Grubu Komutanlığı’na getirilir. Atatürk, o gece saat 01:30’da Anafartalar Grubu Komutanlığı karargahı’nın bulunduğu Çamlıtekke’ye giderek grubun komutasını eline alır ve 9 Ağustos günü sabahın ilk ışıklarıyla taarruz emri verir.
İstanbul’u kurtaran taarruz
İstanbul’u kurtaran taarruz

9 Ağustos 1915’te Atatürk’ün komutasındaki kuvvetler Anafartalar bölgesinde düşmana saldırır. 9 Ağustos günü hem Conkbayırı Muharebeleri devam eder hem de Birinci Anafartalar Muharebesi yapılır. Atatürk, 7. ve 12. Tümenlerin sabaha karşı başlayan taarruzunu, Anafartalar bölgesindeki bir tepeden başından sonuna kadar yönetir. Düşman bozguna uğrayarak kaçar.

10 Ağustos 1915’te, Atatürk, İngilizlerin 8 Ağustos’ta ele geçirdiği Conkbayırı’na taarruz eder. Atatürk, “Taarruzun Conkbayırı’ndan yapılmasını gerekli buluyordum. Bu taarruza çok fazla önem verdiğim için ve benden önce çeşitli kumandanların burada yaptıkları tearuzlarla sonuç alamadıklarını bildiğim için iş bu yeni taarruzu bizzat başında bulunarak kendim idare etmeye karar verdim.” demiştir.

Atatürk, sabah saat 04:30’da baskın şeklinde bir taarruza karar verir. Taarruzda kullanacağı kuvvet, 8. Tümene bağlı 23, 24. ve 47. Alaylardır. Atatürk, anılarında Conkbayırı taarruzu’nun başlamasını şöyle anlatır:

“Gün doğmak üzereydi. Çadırımın önüne çıktım. Hücum edecek askeri görüyordum. Oradan hücumun yapılmasını bekleyecektim. Gecenin karanlık perdesi tamamen kalkmıştı. Artık hücum anıydı. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyöz ateşi başlarsa ve kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı düzende duran askerlerimiz üzerinde bir defa patlarsa hücumun imkansızlığından şüphe etmiyordum.Hemen ileri koştum. Tümen kumandanına rastladım. O da ve her ikimizin refakatimizde bulunanlar beraber olduğu halde hücum safının önüne geçtik. Gayet kısa ve seri bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işret verdiğim zaman hep birden atılırsınız.’ Kumandan ve subaylara da işaretimle askerlerin dikkatini çekmelerini emrettim Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim. Bütün askerler, subaylar, artık her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini, verilecek işarete yöneltmiş bulunuyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir şey işitilmiyordu. Allah, Allah, Allah…Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele sonunda ilk hatta bulunan düşman tümüyle imha edildi”.

8.Tümen alaylarınca sadece süngü hücumuyla gerçekleşen bu taarruzda, 4 saat süren kanlı süngü muharebeleri sonunda Conkbayırı’nıın tamamı ele geçirilir. Düşmana çok büyük kayıplar verdirilen bu savaş sırasında General Boldwin ve Kurmay Başkanı’nın ölür. Atatürk de göğsündeki saate isabet eden bir şarapnel parçasıyla yaralanır. Atatürk, Conkbayırı’nı geri aldıktan sonra öğleden sonra 8. Tümen’e veda ederek Anafartalar Grubu Karargahı’na döner. Resmi kayıtlara göre 5 gün süren Conkbayırı taarruzunda; Türk tarafı 20 bin, düşman tarafı ise 25 bin kayıp verir.

Conkbayırı taarruzu hakkında, Fahrettin Altay Paşa şu yorumu yapar: “Mustafa Kemal, 10 Ağustos’ta yalnız İstanbul’un değil, bütün bir memleketin işgalini önlemişti. Artık ümitleri kalmayan İngilizler, iki ay sonra Gelibolu Yarımadasını boşaltıp çekilip gitmeye mecbur kalıyorlardı.”
Zafer
Zafer

15 Ağustos 1915’te, İngilizler, Kireçtepe yükseklerini denizden ve karadan dövdükten sonra 54. Tümenlerinden dört taburla saat 15:30’da Aslantepe’ye karşı saldırıya geçer. Burada Gelibolu Jandarma Taburu ile 127. Alay’dan küçük bir Türk kuvveti vardır. Tümen komutanın da çok geride olması nedeniyle geç haber alındığından Aslantepe’ye zamanında kuvvet gönderilemez ve Kanlıtepe düşer. Atatürk, Turşun köyüne gider. Buradan 5. ve 9. Tümenlerden kuvvet göndererek Kanlıtepe’yi geri alır ve büyük bir tehlikeyi önler. 16 Ağustos’ta İngilizler, Anafartalar cephesindeki Kireçtepe’ye taarruz eder, Atatürk, ateş hattında 5. Tümen Karargahı’nın bulunduğu 161 rakımlı tepeden savaşı yönetir.

Mustafa Kemal 20 Eylül tarihinde rahatsızlanır. 27 Eylül tarihinde Liman Von Sanders’e Anafartalar Grubu Komutanlığı’ndan istifa ettiğini bildirir. İstifası kabul edilmez. 31 Ekim’de Enver Paşa, 3 Kasım’da Ayan ve Mebusan Meclisi üyeleri Çanakkale’de Atatürk’ü ziyaret eder. Yukarıdaki fotoğrafta Atatürk üyelere cephe hakkında bilgi vermektedir. 7 Kasım 1915’te, İngiliz Savaş Kabinesi Çanakkale’yi boşaltma kararı alır. Zafer kazanılmıştır.

İngiliz General Aspinall Oglander yaptığı değerlendirmede şöyle diyecektir:

“Bir Tümen Komutanı’nın üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir.” (Kaynak: Oda TV)
Anafartalar Kahramanı
Anafartalar Kahramanı

Çanakkale Savaşları sonucunda Mustafa Kemal vatan sathında bir kahraman olarak karşılanır. Ruşen Eşref Ünaydın’ın 1918 yılında Yeni Mecmua’da yayımlanan “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal’le Mülakat” başlıklı röportajı bunun tipik bir delilidir. “İstanbul’u kurtaran kahraman” unvanı verilen Mustafa Kemal’in ismi dilden dile dolaşır. Halkın gösterdiği bu ilgi Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından hazmedilemez. Bunun neticesi olarak sıkı bir sansür uygulanır ve Mustafa Kemal’in adının ve resminin gazetelerde yer alması yasaklanır. Hatta öyle ki Harbiye Nezareti’nin çıkarmış olduğu “Harp Mecmuası”nın kapağına “Çanakkale Kahramanı” olarak basılması kararlaştırılan resmi tam baskıya girileceği sırada gelen bir emir üzerine çıkartılarak yerine Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa’nın resmi basılır.

Ancak ne sansür, ne iftiralar ne de ortaya atılan efsaneler gerçeği değiştirilemez. Çanakkale Savaşı kanla, terle, gözyaşı ile kazanılmış bir zaferdir. Bu savaşın sevk ve idaresinde Mustafa Kemal yeri doldurulamaz bir rol oynamış ve kahraman olmayı hak etmiştir. Komutan sıfatıyla kazandığı zaferler Çanakkale Kara Muharebelerinin kaderini tam üç kere değiştirmiş, nihayetinde İngilizleri stratejik bir açmaz içerisinde bırakmıştır.

Bugün ne yazık ki son derece ahlaksız bir şekilde bu büyük başarı yok sayılarak bir haksızlık yapılmaktadır. Elbette Mustafa Kemal’in fikirlerini beğenmeme, katılmama meşru bir haktır ama bunca dehşet, ıstırap ve mücadele ile elde edilmiş bir başarıyı tahrif etmek hakikate ve akla karşı da işlenmiş bir suçtur.

Yukarıdaki fotoğraf Liman Von Sanders ile Mustafa Kemal’i birlikte gösteriyor, hasılasını Liman Von Sanders’e bırakalım:

“1918 yılında Mustafa Kemal İstanbul’daki başkumandanlıktan şu mealde bir telgraf aldı: “Adana’da Mareşal Liman Von Sanders’ten Yıldırım Orduları Kumandanlığı’nı teslim almak üzere Adana’ya hareket ediniz.”

Bu emir üzerine Mustafa Kemal; gece gündüz mesafe katederek otomobille Adana’ya geldi. Ve orada Liman Von Sanders’e mülaki oldu. Mustafa Kemal, Adana’ya muvasalat ettiği günün öğle yemeği sonuna kadar Mareşal Liman Von Sanders’e misafir kaldı.

Yemekten sonra Mareşalin bürosuna geçtiler. Von Sanders yüksek askerliğin bütün izzeti nefsiyle makamına oturdu. Ve karşısında yer almış olan Mustafa Kemal’e şu sözleri söyledi:

” Çok bahtiyarım ki; bu mühim kuvvetin kumandasını sizin gibi; Arıburnu, ve Anafartalardan beri yakından tanıdığım bir yüksek Türk kumandanına bırakıyorum.”

Mareşal bu sözleri söylerken ayağa kalktı. Gözleri yaşarmıştı.”

Bütün dünyanın bildiğini, tamtamla, bağırtıyla, gümbürtüyle boğmaya çalışsan ne fayda. Anafartalar Kahramanı tarih kürsüsünde bellidir, bütün insanlık ailesi de öyle hatırlamaya devam edecek.